Doğal otlaklarda yapılan hayvancılığa ne denir ?

Duru

New member
Doğal Otlaklarda Yapılan Hayvancılığa Ne Denir? Dünyanın Farklı Kültürlerinde Yaylacılık ve Pastoralizm

Doğal otlaklarda hayvanların hazır yemlerle yoğun biçimde beslenmesi yerine meralarda, bozkırlarda, çayırlarda veya diğer doğal rangeland alanlarında otlatılması bana göre hayvancılığın en eski ve en ilginç biçimlerinden birini anlatıyor. Peki bunun tam olarak adı ne? Türkiye’de “mera hayvancılığı”, “otlatmaya dayalı hayvancılık”, “yaylacılık” veya bazı durumlarda “göçebe hayvancılık” ifadelerini duyuyoruz. Dünyada ise daha geniş bir kavram olan pastoralizm (pastoral hayvancılık) kullanılıyor.

FAO, pastoralizmi doğal kaynakların ortak kullanımına ve çoğunlukla hayvanların hareketliliğine dayanan, geniş alanlarda gerçekleştirilen bir hayvancılık sistemi olarak tanımlıyor. Dolayısıyla soruya tek kelimelik cevap vermek gerekirse pastoralizm denebilir; ancak Türkiye’deki kullanım açısından “mera hayvancılığı” ve mevsimsel hareket söz konusuysa “yaylacılık” daha özel bir karşılık olabilir. FAOHome+1

Doğal Otlak Hayvancılığı ile Mera Hayvancılığı Aynı Şey mi?

Burada küçük ama önemli bir ayrım var. Her otlatma faaliyetine doğrudan pastoralizm demek doğru olmayabilir.

FAO’nun terminolojisinde rangeland, yani doğal otlak alanları; çoğunlukla yerli otlar, otsu bitkiler ve çalılardan oluşan, hayvanların doğal bitki örtüsünden yararlandığı alanları ifade ediyor. Buna karşılık “pastureland” daha geniş bir tarımsal kavram ve insan tarafından oluşturulmuş veya yönetilen yem bitkisi alanlarını da kapsayabiliyor. FAO Term Portal

Örneğin bir çiftçinin kendi tarlasına yonca ekip hayvanlarını burada otlatması ile koyun sürüsünü doğal bir bozkır merasına götürmesi aynı üretim sistemi değildir.

Pastoralizmde hayvanların hareket ettirilmesi de oldukça önemlidir. Hayvanlar mevsime, suya, bitki örtüsüne ve iklim koşullarına göre farklı otlaklara götürülebilir. FAO, bu hareketliliğin özellikle kurak, yarı kurak, dağlık ve soğuk bölgelerde çevresel değişkenliklere uyum sağlamanın önemli bir yolu olduğunu belirtiyor. FAOHome+1

Türkiye’de Bunun Karşılığı: Mera Hayvancılığı ve Yaylacılık

Türkiye açısından konuya baktığımızda yaylacılık özellikle dikkat çekiyor. Geleneksel yaylacılıkta insanlar ve hayvanlar yılın belirli dönemlerinde daha yüksek kesimlerdeki meralara çıkar. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde yayımlanan bir çalışmada yaylacılık, hayvan sürüleriyle birlikte yılın belirli dönemlerinde yaylalara göç edilerek gerçekleştirilen geleneksel bir tarımsal faaliyet olarak tanımlanıyor. Çalışma, yüksek kesimlerdeki meralardan yararlanmanın yaylacılığın temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. DergiPark

Burada Türkiye’nin coğrafyası belirleyici. Karadeniz’in yüksek yaylaları, Doğu Anadolu’nun geniş meraları, Toroslar ve Anadolu’nun farklı dağlık alanları hayvancılığın yalnızca ekonomik değil, kültürel bir faaliyet olmasına da zemin hazırlamış durumda.

“Yayla” bu nedenle sadece hayvanların götürüldüğü bir yer değildir. Bazı yörelerde peynir, tereyağı, yoğurt ve diğer hayvansal ürünlerin üretimi; aile ilişkileri; komşuluk; mevsimsel törenler ve yerel mutfak kültürü yaylacılıkla birlikte düşünülür.

Bu açıdan bakınca şu soru ortaya çıkıyor: Bir hayvancılık sistemi, insanların sosyal hayatını da biçimlendiriyorsa onu yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değerlendirmek mümkün mü?

Moğolistan’da Bozkırla Birlikte Yaşamak

Doğal otlaklara dayalı hayvancılığın en güçlü örneklerinden biri Moğolistan’da görülüyor. Moğolistan’ın geniş bozkırlarında pastoralizm yüzyıllardır önemli bir geçim biçimi. Burada koyun, keçi, at, sığır ve deve gibi hayvanlar doğal otlaklardan yararlanıyor.

Yakın tarihli antropolojik araştırmalar, Moğolistan’daki hareketli pastoralizmin yalnızca hayvanları bir yerden başka bir yere götürmekten ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Hayvancı toplulukların su, mera, mevsim ve sert hava koşullarını dikkate alarak hareket etmeleri, geleneksel ekolojik bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlıyor. PubMed Central (PMC)

Özellikle dzud olarak bilinen aşırı soğuk ve kar koşulları, hayvanların hayatta kalmasını ciddi biçimde etkileyebiliyor. Böyle bir ortamda pastoralist için mera bilgisi yalnızca ekonomik bir bilgi değil, yaşamı sürdürme bilgisi haline geliyor.

Burada Türkiye’deki yaylacılıkla ilginç bir benzerlik görüyorum: İki sistemde de insan, doğayı tamamen kendi kontrolüne almak yerine doğanın ritmine uyum sağlamaya çalışıyor. Fakat ölçek, iklim ve hareket biçimi birbirinden oldukça farklı.

Maasailer: Hayvanın Ekonomiden Daha Fazlası Olması

Doğu Afrika’daki Maasai toplulukları da pastoralizmin kültürle ne kadar iç içe geçebileceğini gösteren önemli bir örnek.

Kenya ve Tanzanya’daki Maasai yaşamında sığırlar uzun süre ekonomik hayatın merkezinde yer aldı. National Geographic, Maasai toplumunda sığırların yalnızca yiyecek veya gelir kaynağı olmadığını, sosyal ve kültürel hayatın da önemli bir parçasını oluşturduğunu belirtiyor. Milli Coğrafya Eğitimi

FAO’nun Maasai pastoralist sistemi üzerine çalışması ise hayvancılığın et, süt, yün, deri ve gübre gibi ürünlerin yanı sıra geleneksel bilgi sistemleriyle bağlantısını gösteriyor. Hayvanların su, yem, gölge ve mineral kaynaklarına göre hareket ettirilmesi; aşırı otlatmadan kaçınmaya yönelik hareket düzenleri ve çevresel değişikliklerin izlenmesi bu bilginin parçaları arasında. FAOHome

Burada dikkat çekici olan şey şu: Aynı “doğal otlaklarda hayvancılık” ifadesinin altında birbirinden çok farklı kültürel anlamlar bulunabiliyor.

Bir toplum için hayvan sürüsü servet ölçütü olabilirken başka bir toplumda aile geçiminin temeli, bir diğerinde ise kültürel kimliğin sembolü haline gelebiliyor.

Erkekler ve Kadınlar Bu Sistemde Aynı Rolleri mi Üstleniyor?

Bu konuda genellemeler yapmak kolay ama yanıltıcı olabilir. “Erkekler hayvanlara bakar, kadınlar ev işleriyle ilgilenir” şeklindeki basit bir şema dünyanın farklı pastoralist toplumlarındaki gerçekliği tam olarak açıklamıyor.

FAO’nun toplumsal cinsiyet ve hayvancılık çalışmalarına göre kadınlar dünya genelinde düşük gelirli hayvan yetiştiricilerinin yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor. Kadınların günlük hayvan bakımı, sağım, süt ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması, hastalıkların erken fark edilmesi ve yerel hayvan çeşitlerinin korunması gibi alanlarda önemli sorumlulukları bulunuyor. Erkekler ise birçok sistemde daha büyük ve ekonomik değeri yüksek hayvanların mülkiyeti, sürülerin uzak otlaklara götürülmesi veya büyükbaş hayvanların ticareti gibi faaliyetlerde daha fazla yer alabiliyor. FAOHome
 
Üst